3 Eylül 2015 Perşembe

Erasmus


     Geldik memleketimize... herkes soruyor "erasmus nasıldı?" diye. "Güzeldi" diyorum ufak tefek anlatıyorum 30 saniye , konu değişiyor hemen. Zaten gerçekten dinlemek istediklerini de sanmıyorum.

     Ha gittik ha gitcez dedik 4 şubat sabahı yola çıktık, çok duygulanmıştım. İndik uçaktan 3 Türk. Daha sonra onlar kendi kampüslerine yakın yurt için yola çıktılar , ben de onlardan ayrıldım yolda , kendim gittim. Babam "oğlum taksi tut öyle git" demişti , ben dinlemedim babamı karlı çıktım. İlk gece sora sora yurdu buldum. Yattım uyudum , ilk gece çok soğuktu , kalörifer çalışmıyordu.


    Yurt kadrosu :




                         İyi de davranıyorlardı, hiçbir sıkıntı çıkarmadılar. (en sağdaki türk ;) ) 

       Fotoğraf Cacilhas'tan....

   -- gitmeden önce almanız gerekenleri önceki yazımda yazmıştım. Onları yanınıza mutlaka alın.

   -- bence vardığınız gün toplu taşıma tercih etmelisiniz, hem ucuz olur hem de daha iyi keşfedersiniz şehri. Avrupa'da ulaşım imkanları çok geniş. Bu imkanları değerlendirin.

    Tabii ki her günü üst üste yazmayacağım. Sabah kalktığımda ilk iş okulu keşfetmek oldu , aldım büyük bir hevesle patenlerimi yanıma duration sheet'imi imzalatmaya gittim. Oradaki personel çok yardımcı oldu bana. Hanımlardan biri patenleri görünce "onlarla nereye gitcen?" dedi. Ben de "feribot iskelesine gidecektim" dedim. Kadıncağız şaştı kaldı, Otobüsü önerdi bana. Deneyeyim dedim yarım saat bekledim , "bari patenle gideyim" dedim. Demez olaydım... Yollar hiç uygun değil patene! Neyse , kör topal gittim iskeleye patenle. Patenle normalde 30 dk sürmesi gereken yol, 1.30 saat falan sürdü. Gittik; Portekizce kursuna kayıt yaptırdık.


Universidade Nova de Lisboa , Faculdade Ciencias e Tecnologia. (Bizim okul ehehe) 


Nova FCSH , Portekizce Kursunun olduğu fakülte.
      İlk haftalarda "welcome day"olur her okulun / fakültenin. Mutlaka gidin kaçırmayın. FCT (Benim fakülte) 3 martta başlıyordu. Dolayısıyla FCT'nin Welcome day'i de 3 marttan sonra olacaktı. Ben de arkadaşlarımın olduğu fakültenin (FCSH'nin) welcome day'ine katıldım. 3 topluluğa da kaydoldum. Yaptığım ilk mallık buydu. Daha sonradan ESN'in yeterli olduğunu farkettim. Diğerlerine o kadar da gerek yokmuş.

 

     Yemek de başka bir dert: hemen bir alışveriş merkezinden tava, tencere, bardak, tabak, çatal, kaşık ve tabak aldım birer tane. İlk zamanlar insan neye ihtiyacının olduğunun farkına varmıyor. Zamanla peynir , zeytin vs. aldım. Tost , yumurta falan yaptım sabahları. Genellikle akşamları da bol miktarda makarna yedim


İlk zamanlar çok hevesli olduğum için yemek yapmaya , öğünler daha zengin oluyordu:

Hevesle yapılmış sosisli biberli omlet:

                                                  


Tipi pek de güzel olmayan tonbalıklı makarna :















Bu da salçalısı :



Değişik bir makarna daha


Alışveriş yapmayı hep sevmişimdir :) 



Alışveriş işlerinde Zeynep Özay'ın çok yardımı oldu, ona buradan teşekkür ediyorum. 




  -- Hemen hemen her üniversitede ESN vardır. Mutlaka ESN'e kaydolun , etkinliklerini takip edin, bol bol arkadaş edinirsiniz.

   --Eve kapanmayın bol bol keşfedin, Şehirde ESN ya da türevi gurupların welcome triplerine katılın.


                                              
                                            
                                             (güz döneminin welcome weeks takvimi)



   -- Gittiğinizin 2. 3. günü ufak bir mutfak alışverişi yapın, hergün dışarda yemek imkansız. Bir süre sonra dışarıda yemek daha rahat gelecek fakat yine de elinizin altında ufak bir yemek takımı bulundurun.


  İlk ayım Welcome zımbırtılarıyla geçti. 76 Euroluk ful aylık bilet aldım, bol bol otobüse , metroya , feribota bindim. Zaten ders de yoktu ; bol bol gezdim lizbonu. daha sonra 23 şubatta Ersin ; 25 şubatta ilker geldi.


                                   


                                    



                                    


                                   

                                   


   İlker için ESN'in Porto gezisine bilet almıştım. Geziler gerçekten piyasaya göre uygun fiyatlı: 3 günlük gezi 70 Euroydu. Herşey dahildi içine. git gel 20 eu olsa minimum, hostel günlüğü 15 eu olsa zaten patlıyor fiyat. Bu yüzden gurupla gitmek daha mantıklı gibi geliyor bana.






    Gittiğimizde hep yağmurluydu, ama olsun , yine de efsaneviydi.

    --geziler efsane olur, gidin, pişman olmazsınız, takipte kalın.

    -- yalnızsanız ve ingilizceniz biraz vasatsa , bitiksiniz, Bol bol ingilizce pratiği yapın.

    Yurt faslı 2 ay sürdü, bu 2 ay içinde ortama alıştık , bol bol pinpon oynadık. yurt ahalisi biraz inek ; bol bol ders çalışıyorlar

   bol bol almada tarafını gezdik (FCT'nin bulunduğu yer , Lizbonun karşısı)


                                    


                                     

yurt odaları da böyleydi , biraz bakımsız ama temiz bir yurttu,






 Mutfaklar ortaktı , görgüsüz çoktu ve eşyalarımız çalınırdı bazen ;





Yurt binası ;




Yurt gerçekten baya uzaktı ; 



Okuldan şehre inmek için , önce siyahla çizdiğim tramvay hattına biniyorduk , 25 dk sürüyordu,
                             

Tramvay buradan kalkıp cacilhas'a gidiyordu.

                  


 oradan cacilhas'taki feribota biniyorduk --kırmızı çizgi-- o da 15 dk,

Cacilhas burası, tramvay hattı köprünün beri tarafından geliyordu , burası tramvayla feribotun birleştiği yerdi.

feribot cacilhas - cais do sodre arası çaışıyordu,


     
Cacilhas'tan - Cais do Sodre'ye giden bir feribot, (karşısı Lizbon tarafı oluyor, geminin hemen üstünde gördüğünüz sarı ev civarı bizim evin oralardı)
                                     
                              


Cais do Sodre iskelesi ; buradan resmin sol tarafına doğru yürüyorduk. --yeşil çizgi-- 1km falan,  o da 20 dk sürüyordu.

  


bizim evin sokağı ; 




, e yurt da uzak olunca ilkerin ısrarıyla işte bu sokağa taşındık , rahat ettik.

   Evi de Porto'da tanıştığımız arkaradaşlar sayesinde bulduk.

  Taşınmak baya meşakatli oldu , 1er bavul gelmiştik ,3 er bavul taşıdık neden anlamadım.

  odaları tuttuktan 5 gün sonra taşındık ,


   İlk taşındığımız gün parti vardı evde , pek aram yok öyle şeylerle benim, hergün katlanamıyorum , içimden "hergün böyleyse sıçtık" demiştim. Hergün öyle olmadı.


  Ev baya dağınıktı , sürekli sigara içiliyordu , ilkerle odalarımız penceresizdi ama ev şehrin ortasında denize bakınca ve 8 kafa insanla beraber kalınca bunları o kadar dert etmedim. Hem de aylık 76 eu bilet parasından da kurtulmuştuk.

azcık bir deniz manzarası:

                                 

böyle de bir evimiz vardı :


                                  

-- eğer okulunuz şehre uzaksa kesinlikle şehrin içinde eve çıkın ,erasmus hayatı geçmiyor yurtta, akarsınız partilere ,yeni yemekler yersiniz , 2 insan görürsünüz.

-- gideceğiniz şehirde erasmus öğrencilerine özel evler olabilir , oraları tercih edin.

   Bizim ev 1 fransız 1 brezilyalı 1 ingiliz 1 italyan erkek , 2 hırvatistanlı 1 de alman kızdan oluşuyordu.

   Kızlarla aram çok sıkı fıkı değildi ama bizim gençlerle takılmak eğlenceli oluyodu.

   Tomas :

 

 kendisi brezilyalı , brezilyalılar portekizlilerin aksine çok daha sevecen insanlar. bu eleman da iyiydi , baya sevilirdi erasmus çevresinde. zaten 1 senelik yapıyormuş erasmusunu.

  Tiago :


kendisi fransız;  parası pulu vardı , boyu posu vardı , tipi mipi herşeyi tamdı , fakat ful evde takılıp bilgisayarda vakit öldürmeyi tercih ederdi. hiç ders çalışmazdı , sabah 6 da yatıp öğlen 3 te kalkardı. muhteşem yemek ve tatlı yapardı , gönlü boldu


Shabob:



İngiliz, aslen afrikalı ; bol ders çalışır, çok dışarı çıkmazdı , iyi adamdı pek sesi soluğu çıkmazdı. Ana dili ingilizce olması sebebiyle çok bişey anlamazdım.

Diğer ev arkadaşlarıyla fotom yok komple var ama 1 tane :)




soldan sağa : ilker , romana , karla , Isa , Roberto ; alttaki de tomas.

romana iyiydi , karla biraz sertti ama o da iyiydi , isa çok kendini beğenmiş biriydi ( aslında üst komşumuz). roberto da iyi biriydi çok sevilirdi.

alman kızla hiç fotomuz yok pek hoşlanmazdım kendisinden.kötü biri değildi ama hayat tarzı bana çok tersti.



insanlar bizim eve takılmaya çok gelirlerdi. üst katta kaldım 5 gün falan, hiç ruh yoktu mesela o evde.

bizim ev bambaşkaydı ruhu vardı resmen.



Hep evde durmadım tabi , zaten dışarıyı gezmeyi seven ve yeni insanlarla tanışmaya meyilli biriyim. Her perşembe running thursday vardı ona katıldım , ptesi çarş portekizce kursu vardı. bolbol paten kayıyordum. birgün köpek kovaladı feci düştüm, ondan sonra çok paten kaymadım. ilgimi çeken festivallere gittim etkinliklere gittim.

Çoğunlukla sabah erken kalkıyordum , salmamaya çalışıyordum kendimi.

rota da tapas diye bir etkinlik vardı mesela , onu çok beğenmiştim ;

Şehrin merkezinde 52 tane restoran var, bunlara gidiyorsun , herbirinde belirli bir tabak ve 1 bira 3 eu idi.tabak dediğim şey ufacık birşey , tadımlık , 1 lokmalık yemeklerdi.





bunlar da yemekler idi





barcelona dediği, bira barcelona birası , etkinlik biranın etkinliğiydi.


bizim running thursday'i düzenleyen eleman bir marathon koşucusuydu , tam bir çılgındıı , millete "bizimle koş" diye bağırırdı, san marinoluydu.

                                                     



En baştaki eleman, 8 km koşardık.

bazen de kendim koşuya çıkıyordum, özellikle sabahları iyi oluyordu.

Arada gece ilkerle çıkıp şehirde dolaşıp sahilde oturuyorduk.

şehre taşınınca bol bol mcdonalds yedim. 1 bigmac , 1 portakal suyu 2 salata  toplam 5.5 eu idi, favori menüm buydu.

                              

orada kola yerine portakal suyu da verebiliyorlar. 5 eu orada ucuz kalıyor ,türkiyede pahalı  oluyor.

çok fantastik yiyecekler vardı, salyangoz falan yiyorlardı. bizim mutfağımız gerçekten çok daha lezzetli çok daha güzel. onların mutfağı dandikti.

hintliler bol bol dönerci dükkanı açmışlar berbattı dönerler. yağ fışkırıyordu içinden.

bir de lokantamız vardı , çok güzel yemekleri vardı , oradaki aşçı kadın beni çok severdi.


                                 

    artık birine mi benzetiyordu beni bilmem ama kendi elleriyle tatlı yedirirdi :D


   birde efsane bi dondurmacımız vardı, birgün kadın az dondurma koydu , ben de "buraya 2 günde bir geliyoruz daha fazla koyuyordunuz normalde" dedim , ilker de o sırada " abi ............ şimdi ya " gibi ters birşey dedi , ben de bastım gittim sinirlenip. ondan sonra birdaha gitmedik ama çok ekmeğimizi yediler.

                                    





-- etkinlikleri takip edin , bol bol etkinlik vardır, kafanıza yatana gidin, yalnız gitmeyin arkadaşlarınızı da alın yanınıza,

--asla pes etmeyin, "ben yoruldum burada yaşamaktan" demeyin , yemeğinizi yiyin , sporunuzu yapın , salmayın kendinizi.



yurtdışına gittiğinde insan ister istemez birşeyler alıyor.

ben bol bol diorama malzemesi spariş ettim , 200 eu miktarında.




                         

bi de ducati uzaktan kumandalı motosiklet var . 2 tekerli kontayla dönüyor :

                      

bunlar sadece bir kısmı,

bir tane washburn travel guitar aldım ,200 eu tuttu o da:

                                    


                                            

Güzel vakit geçiriliyordu bu gitarla. bol bol çaldım.

bir de 200 euluk roller hokey malzemesi aldım, quad patenle oynanıyor. en pişman olduğum yatırım oydu, gerçekten üzdü beni



bu hokey tipini italyanlar ve portekizliler özellikle seviyorlar.

ilker türkiyeye gitti 3 günlüğüne , anneler gününde annesine süpriz yaptı . bana sorduğunda "ben olsam gitmezdim" dedim. ama o gitmeyi tercih etti ve gittiğinde benim bir kısım eşyamı da götürdü.

o olmasa ben dönemezdim o kadar eşyayla , kendisine teşekkür ediyoruz buradan.



giderken havaalanına bırakmıştım , dönerken de aldım kankamı , o gün spor olsun diye havaalanına koştum 13 km :)




Son ay bol bol ders çalıştım. Geçtim sınavlarımı.

okula hiç gitmediğimiz için hepsinden büte kaldık, yalnızca makinayı ( ödevle geçiliyordu ) geçtik. ben ayrıca portekizce kursunu da geçtim.

Portekizce kursunu geçtiğime dair belge :


en korktuğum buydu ama bol bol çalıştım geçtim çok şükür, hocamız bir garipti , yine de pes etmedim çalıştım. çalışınca oluyor hacı.

sinyali zor geçtik sorular hakkında hiçbir fikrimiz yoktu çünkü hocanın tarzını bilmiyorduk , yine de iyi kötü geçtik 20 üstünden 11 ile

sinyal hocamız da sevimli bir adamdı :

                              

istatistikçimiz bizle çok ilgilenmedi , beni başka bir hocaya yönlendirdi istatistik dersini de son anda 20 üzerinden 13 le geçtim.3 gün ders çalıştım ful , 1 gece hiç uyumadım sabah sınava girdim. 25 inde sınav oldum 26 sında uçağım vardı.


bizle ilgilenmeyen hoca bu :


onun yerine bana 2 günde bol bol ders anlatıp benim geçmemi sağlayan babayiğit de bu :



öğrenci işleri de çok kraldı baya yardımcı oldular bana , herşeye yardım ettiler :

                                       




Bir de erasmus koordinatörümüz vardı , sakin tatlı bi adamdı. Sağolsun o da çok uğraştı bizle.

                                           

Dersler bitti başladık bavul hazırlamaya... 2 günde 4 paket bagaj hazırladım , ilkerin yardımlarıyla 4 ünü de hiçbir ekstra ücret ödemeden geçirdim. toplam 42 kiloydu. bu konuda kurnazım.

bunlar toplanmadan önceki halleri::




içi dolu turşucuk. büyük bavulun tamamına yakını model araba ve motosikletler



bu da gitar, etti 4.
                            

bir de onur beylerle hatıra fotografı çektirdik ::: 




Tekrar söyleyeyim , ilker sayesinde bütün eşyalarımı geri döndürebildim. o gitti geldi türkiyeye ve benimde eşyalarımı götürdü , sağolsun varolsun.

Ben yazmaktan yoruldum. 2 aydır yayınlayamadım. anlatacak çok çok çok daha fazla şey sığdırdım 5 aya. o kadar çok fotoğraf var ki koymak istediğim.... pes ediyorum şu an. bitti bu yazı da.

erasmusa gidin , anlatılmaz yaşanır. ben ne desem boş.

Hoşçakalın




19 Haziran 2015 Cuma

Türcülük ve Sokak Hayvanları

Bu hayvansever geçinen insanları anlamak zor.

Bir köpek yavruluyor sokakta , yaşama hakkı diyorlar 5 yavruya birden bakıyorlar. 5 i de büyüyor öyle ya da böyle. hadi en olmadı 2 sine araba çarpıyor diyelim. 3'ü kalıyor , sonra tekrar çiftleştir ,devam..... Yani nasıl anlayamıyorsunuz bu durumları gerçekten garip. Bütün köpeklere bakarsak sizi ancak o zaman tamamen mutlu edebiliriz. Durum öyle olsa her yer köpek olur , bizden çok olurlar.

Göremiyor musunuz? çığ gibi büyüyor bu iş. Her yer kedi köpek , benim kedilerle bir sorunum yok , çünkü bir kedinin bir insanı parçalaması imkansız. ama bi köpek sizi siker atar , bi köşeye bırakır ; ananız babanız da parçalanmış cesedinizi gömer. Örnekleri vardır araştırınız efenim.

Böyle bi bok yolu yok. Ucu boklu değnek ama hala boklu ucundan tutmaya devam ediyorsunuz.

Bu köpekler bizim yüzümüzden sokaktalar evet!! biz bıraktık onları sokağa bu mal türk milleti olarak. Sorumsuzluk ettik , bırakanların suçu.

Fakat şu an çözüme yoğunlaşmalıyız , nedir çözüm , hemen anlatayım:

Organize olmuş bir şekilde hayvanlar fişlenip kısırlaştırılır , bu da son nesil köpek jenerasyonu olur.

Belki de büyük bütçe gerektiren bir iş ama bu sorun gerçekten kartopu gibi artarak büyüyor.

Gerçekten akla mantığa davet ediyorum sizi : hepsine bakabilecek miyiz? 70 milyon tane de köpek olsa türkiyede hepsini besleyecekmiyiz? 1 köpek 5 tane doğurunca neden 5 ini de yaşatmaya çalışıyoruz bu normalmi ? biz insanız doğadan soyutlandık herşey kontrolümüz altında , peki bu hayvanların hepsini yaşatarak doğaya karşı çıkmıyormuyuz?

Bunlar önemsiz konular, hadi bunları kabul etmiyorsunuz, bir de şunlara bakalım;

Bu hayvanların gurup halde gezdiği zamanlara hiç denk geldiniz mi ? sizden kan alabilirlermi alamazlarmı ? Hiç herhangi bi hayvan sizi kovaladı mı ? ısırıldınız mı ? bu hayvanların açken ve gurupken ne yapabileceklerini gördünüz mü ?

Hadi diyelim hepsi el bebek gül bebek dost canlısı hayvanlar, bir de şu yönden bakalım ;

Hiç arabayla bir köpeğe çarptınız mı ? Çarptıysanız, kaç km hızla giderken çarptınız ? Yüksek hızlarda o araba ile köpeğe çarptığınızdan dolayı kaza yapabilme ihtimaliniz ne kadar acaba ?

Bir gün motosikletle didime gidiyordum , zaten moralim bozuktu bu yüzden çok yavaş gidiyordum, gerçekten sıkılmıştım. Şehrin içlerine doğru giderken karşıdan karşıya geçmek isteyen bir köpek gördüm ve köpek dalgın bir şekilde bana odaklanmıştı. Hayvan sonuçta , ben de yol vereyim diye yavaşladım durdum , çünkü köpeği ezme ihtimalim vardı hızlarımızı karşılaştırınca. Herkes ben değil ; hıyarın teki çarptı köpeğe arabasıyla , herkes dondu bi anda , köpekte acıdan inliyordu resmen.Benim de içim parçalandı , yapabileceğim hiçbirşey yok diye düşündüm (motorla ne yapabilirim zaten ölmek üzere hayvan diye) ve gittim. Hiç unutmam o günü hala dün gibi aklımda.

Emin olun ben de çok seviyorum canlıları, fakat şehir onlara göre değil. Şehir insanlar içindir. Köpekler de çok güzel hayvanlar. Sahiplilerse herşeyin yolunda olacağından eminim. beni burada ( lizbonda ) köpek kovaladı paten kayarken düştüm ellerimda hala yara izleri var. Fakat bu köpeğin suçu değildi sahibinin suçuydu. Tasmasız olmamalıydı.

Kediler de aynı şekilde ; bi keresinde yanımda kız arkadaşım arabayla gidiyoruz, yolda yaralı bir kedi , kimse de inip ne olmuş hayvana diye bakmıyor, bir gittim hayvan yaralı , aldık arabaya veteriner veteriner dolaşıyoruz hepsi de kapalı gecenin bir saati , sonunda bulduk biryer götürdük. Ertesi sabah öldüğünü söylediler. Böyle üzüntü yok. Çok lanet duygular elinde canlı ölüyor.

Biz insanız onlar hayvan, Kedi ve köpeklere insan duygusu yüklemeyelim. onlar hareketlerini tamamen koşullu yaparlar eski tecrübelerine göre değerlendirirler konuyu. Eğer bir sokak köpeğine 1 kişi kötü davrandıysa ondan sonra insanlarla barışık olamaz o köpek. Evet köpeklerin sevgisi sadakati vardır ama sahibiyle kendi arasındadır sadece. Köpekler şehirler için fazla riskli , onlara da bize de. Kediler riskli değil tabiiki ama şehirde kedi olması da normal birşey değil.

Keşke hep beraber bilinçlensek , sokağa hayvan atmasak , bakamayacağımız hayvanı almasak. Ama olmuş bir bok , yapılmış artık bu hıyarlık. Hep beraber akılda , fikirde , mantıkta buluşalım ve bu sokak hayvanlarını kısırlaştıralım kontrollü bir şekilde 0 a doğru azaltalım, evcil hayvanlara kimlik verelim. sokağa atılırsa ceza verelim sahibine. Çözüme hep beraber gidelim.

Doğrusu bu... Yoksa kartopu büyüyor günden güne.

12 Haziran 2015 Cuma

23 Yıllık Hayata 5 Ay Mola

Hayatımda hiç hissetmediğim duygular içerisindeyim. Ömrümün tamamı Ankara'da geçmişti Erasmus'tan önce. Hiç ayrılmamıştım Ankara'dan bu kadar uzun süreli. Ve şimdi dönüş hazırlıklarına yavaş yavaş başlıyorum ; ufaktan toparlanıyorum. Her sabah uyandığımda içim buruk
; sanki 5 ay önce yeniden doğmuşum , hayat bitecek birkaç hafta sonra, burayı terkettiğimde.

İlk zamanlar hiç bilmiyordum böyle hissedeceğimi , farkında değildim pek olayın. 4 buçuk ay sonra farkettim ki ben buraya alışmışım az çok.Düzenimi kurmuşum.

Şu aralar sabahları uyanamıyorum içim bir kötü oluyor, neden bilmiyorum. Burada yıprandım biraz temizlik, yeni ilişkiler, yeni insanlar, yeni arkadaşlar derken. Gerçekten inanılmaz bir tecrübeymiş, ne kattığını anlatamam çünkü daha önce hiç hissetmediğim hiç tatmadığım hiç denemediğim duyguları yaşattı bana burası. Er ya da geç döneceğimi biliyordum tabii ki , fakat, her ayrılık erken olurmuş.

Herşeyimin kıymetini anladım. Memleketin , alışılan düzenin , alışılan dostların , alışılan yemeklerin , ananın , babanın , ailenin akrabaların. Burada herşey geçiciydi, kalıcı olan şeylerin kıymetini anladım ; hani olur ya birşey hergün sizdeyse kıymetini pek bilmezsiniz , işte o varlıklar için hergün şükretmek, hergün onları sevmek gerektiğini anladım.

Üzüntüden karnım ağrıyor, sürekli ağzımdaki etleri ısırıyorum son günlerde. Gerçekten neden hiç bilmiyorum. İlginç birşey yok , bura öyle heryerden şarapların aktığı , güneşin hiç batmadığı herkesin aşık olduğu bir cennet değil. Ev havuzlu triplex değil. Altımda ne motor ne araba var. ama alıştığın yerden vazgeçmek insanı yıkıyormuş gerçekten.

Gelirken de uçakta gözlerim dolmuştu, o his daha farklıydı. Bu his bambaşka, iyi ki bizim bölümdeki diğer hıyarlar yazmamış ta erasmus ben gittim ehe ehe.

Dönünce daha azimli daha hırslı daha çalışkan olmak en büyük temennim.Daha çok uğraşacağım; zamanı , elimdeki imkanları daha iyi değerlendirmeye çalışacağım. Elimden gelenin en iyisini deneyeceğim.Ayrıca; bol bol şükredeceğim sahip olduğum herşeye , tanıdığım insanlara, aileme, beni sevenlere... bol bol mutlu etmek istiyorum onları.

Neyse, hiç fotoğraf koyamadım , duyguların fotoğrafı olmuyor. Aklımdaki dönüş yazısı kesinlikle bu değildi. Videolu fotolu eğlenceli bir yazı yazmayı planlıyordum birsürü fotoğraf video çektim. Farkettim ki öyle bir yazı yazacak hislere sahip değilim şu an.

Her duyguyu tatmalı insan kısa ömründe, sizin de bu duyguları tatmanızı isterdim. Malesef birçoğunuz için çok geç.

birkaç hafta sonra müthiş bir yazıyla ve enerji dolu olarak tekrar görüşeceğiz sizinle.

Öpüldünüz.